HSYK, VİCDAN VE ADALET


Nurullah AYDIN

17 Nisan 2014-ANKARA

HSYK, VİCDAN VE ADALET

Bizden-karşı-paralel kavramları; siyasetin, medyanın, bürokrasinin, yargının dilinde ve gündeminde.

Objektiflik ve liyakatlık ilkeleri; anlamsız hale mi geldi?

Vicdan, hak ve hukuk; önemsiz hale mi geldi?

Adalette, Hukukta; kin, öfke, yandaşlık olur mu?

Yargı, yasama, yürütme yetkileri, görevleri altüst edilmiş durumda mı?

Anayasa Mahkemesi; hukukçu olmayan başkanıyla kararları ile tartışılıyor.

Yüksek Seçim Kurulu; çelişkili, farklı kararları ile tartışılıyor.

Yargıtay, Danıştay; farklı çelişkili kararları ile tartışılıyor.

HSYK; ahlaka, hukuka, adalete, vicdanlara aykırı çelişkili farklı kararları ile tartışılıyor.

Mahkemeler; yandaşa veya karşıta göre karar verir hale geldiği kanaati yayılıyor.

Hakim-savcı; bizden-karşı, hain-vatansever diye tanımlanıyor.

Böyle bir bakış, yaklaşım; dünya ülkelerinde var mı?

İnsanlık tarihi boyunca; Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması ile güç ve yetki sahiplerinin muhaliflere yönelik kin, öfke nefret ve hınçla intikam almaya yönelik önlem tartışmalar yaşanmıştır. Siyasi iktidarın sahip olduğu güç ve yetki ile hukuku, hakları, adaleti tersyüz etme endişesi; Hukuk Devleti gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

İktidarın; keyfiliğine, diktatörlüğüne ve totaliterliğine karşı, kitleleri bastırma, sindirme, susturma, hak arama taleplerini önleme çabasına karşı siyasi iktidarın; hukuk kuralları ve hukuk organları ile denetlenmesi gerçeğine varılmıştır. Anayasaların ve yasaların devlet ve toplum düzeninde hakim olması gerçeğine böyle varılmıştır.

Hukuk devleti, demokrasi, yetkili kişilerin denetlenebilirliği ve hesap verebilme durumu tartışılıyor. Dokunulmazlıkların olduğu, siyasilerin ve bazı kamu yetkililerin hesap veremezliği anlayışı, Türkiye’yi hukuk devleti olmaktan uzak bırakmaktadır.

Toplumda; Ceza Yargılamasının güç ve iktidar savaşın aracı olarak kullanıldığı, sindirme aracı olarak kullanıldığı, İntikam hukuku olarak kullanıldığı algısı vardır.

Bağımsız olmayan yargı; demokrasi sistemini işletemez.

Yargı; oyalama, güçlerin eşitsizliği, üstünlerin hukuku, tezgah altı soruşturma, yargılama ve hüküm verme mekanizmaları olmamalıdır.

Türkiye’de hukuk devleti ve adalet olsaydı; Her olayda, her suçta, her kişide, hukuk, yasa, hakim, savcı tartışma konusu edilir miydi?

Hukuk devleti ve adalet olsaydı;

HSYK; meslekten ihraç edilenlerle ilgili kararlarında adaletsizlik yapar mıydı?

HSYK; hukuk devletine, demokrasiye, hakka hukuka, adalete inanmış kişilerden oluşsaydı;

- keyfi iddianame düzenlemekten meslekten ihraç edileni,

- rüşvetten mahkum olduğundan meslekten ihraç edileni,

- ahlaksızlıktan meslekten ihraç edileni,

- homoseksüellikten meslekten ihraç edileni mesleğe tekrar kabul ederken,

- görevinden dolayı değil de sırf basında mesleki başarıları yer aldı diye ihraç kararı verilen başarılı hakimin cezasını kaldırıp, mesleğe kabul etmez miydi?

Kanunların değiştirilmesi; yargılamanın siyasi otorite iradesine göre yürütülmesi, adil olması anlamına gelmez. Öncelik hukuk kurallarının ve yargılamanın adil olmasıdır.

Siyasi iktidarı emrinde Bürokhakimi-büroksavcı ortaya çıkar.

Yargının; hem bağımsızlığı, hem tarafsızlığı olmalı hem de teminatı olmalıdır.

Ceza Hukuku’nun Genel önlem ve Özel önlem olmak üzer iki amacı vardır.

Cezalandırma ile devlet;

Suç işlemeyi önler, İbret almayı sağlar, toplumsal savunma ödettirilir

Yani suç ve ceza da hesaplaşma ve ödetme vardır. Suçun karşılığı ceza verilir

Mahkemeler; fiili yargılar, faili değil

Yargı; adaleti sağlamazsa kişi öç alır, toplum ve kamu düzeni bozulur, kaos olur.

Ceza Yargılaması, siyasi olmamalı, tarafsız, hukuki yapılmalıdır.

Ceza Hukuku, İntikam Hukuku olmamalıdır.

Günün Sözü: Adalet diye adaletsizliğin yandaşa ve karşıt kesime göre dağıtılması yıkımdır.

HUKUK DÜZENİ, YARGI VE YÜRÜTME


Nurullah AYDIN

14 Nisan 2014-ANKARA

HUKUK DÜZENİ, YARGI VE YÜRÜTME

Hukuk Düzeninde Adalet Kaosu yaşatılıyor.

Herkes, insan hakları, demokrasi, hukuk, adalet, ekonomi dersi vermekle meşguller. Birileri birilerine laf yetiştirme çabasında. Gazetecisi, akademisyeni, siyasetçisi konuşuyor. Akut çene enfeksiyonu (Ağız ishali) ülkeyi sarmış gibi.

İktidarı ile muhalefeti ile siyaset kurumu, saltanat sürmeye devam ediyor.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Yüksek Seçim Kurulu ve Uyuşmazlık Mahkemesi; görev yetki ve sorumluluk alanlarıyla hukuk devletinin yargı ayağını oluştururlar.

Yüksek Mahkemeler verdikleri kararlarla sürekli eleştiri konusu ediliyor. Peki ama neden?

Bir kesim diyor ki; Milli irade vardır, sandık karar verir. Seçilmiş mutlak otoritedir. Yargı da Seçilmiş otorite emrinde olmalıdır. Onun üzerinde yargı olamaz.

Bir kesimde tam tersini söylüyor. Hukuk devletinde siyasi iktidarın denetimi olmazsa çoğunluk diktatörlüğü olur. Yargı bağımsız olmalıdır.

Tartışma bu noktada yapılmaktadır.

Yargı; dün de eleştiriliyordu, bugün de eleştiriliyor. Değişen nedir ki? Adalet, hakkaniyet, dürüstlük, namusluluk, vicdanlar bir tarafa bırakılmış herkes kendi yandaşını korumak ve kollamakla meşgul!

Her konuda konuşan uzman var.

Ülkede yaşanan toplumda algılanan durum şu;

Bir kesimin iddiasına göre; yürütme açıkça yargıya müdahale ediyor. Hukuk devleti bir tarafa bırakılmış, gücün hukukuna dayalı kararlar, esef verici boyuttadır. Kurumlar olmaktan çıkmış, öç alma ve yandaşları koruma kollama kuruluna dönüştürülmüştür.

Şimdi bu yargı; hakka ve adalete göre karar veren dürüst namuslu hukukçulardan mı oluşuyor dersiniz? Lehe karar veren hakim savcı övüldükçe övülüyor, aleyhe karar veren hakim savcı ise suçlanıyor. Bu nasıl mantık böyle?

Yıpratma, sindirme, susturma, etkisizleştirme ve biat ettirme stratejisi tüm boyutlarıyla sürüyor.

Kurumlar arası çatışma, kurum içi çatışma kamuoyu önünde sürüyor.

Yetkililerin, meclisin meşruiyeti sorgulanıyor.

Kamuoyunda yanlış algı yaratılmaya çalışılıyor.

Şimdi bazılarına göre bunlar önemli değil. Ya ne önemli? Onlara göre; hukuk çalışıyormuş, nasıl çalışıyorsa!

Örgüt yöneticisinden birine Türkiye Cumhuriyeti devleti emekli milletvekili maaşı ödüyor.

Cezaevinde iken, terör örgütü üyesi olarak yargılanırken, milletvekili olarak seçilen kişi mecliste, maaş alıyor.

Demokratik ülkelerde görülmeyen dokunulmazlık garabeti güvencesi altında milletin maaşıyla suç işlemeye devam ediyorlar. Ama siyaset kurumu çalışmıyor, çalıştırılmıyor.

Bu durumda; siyaset kurumu görevini yapıyor mu?

Yönetim; herkes için adil bir şekilde işlemeli, işletilmelidir.

Yargı’da; kendi görevine göre işlemeli. Fazla konuşmamalı. Yargı‘yı gereksiz tartışmaların dışında tutmak gerekir. O da tamam. Ama ya siyaset kurumu?

Kamuoyunu yanıltıcı ve bilgi kirliliği olabildiğince siyasetçiler ve medya tarafından yapılıyor.

Unutulmamalıdır ki; ülkede suç işleme özgürlüğüne sahip dokunulmaz yüzlerce dosyalı bir meclis var. Bu meclis meşru mu? Şüpheli bürokratı, işadamı, gazetecisi var.

Halk; adalet beklerken, kimin suçlu olduğunu bilmiyor veya unutuyor veya önemsemiyor. Sonrada adalet bekliyor. Ne diyelim: kendin ettin, kendin buldun.

GüNüN SözÜ: Korku olmazsa, cesaret olmaz.

PARALEL İNSANLAR


Nurullah AYDIN

11 Nisan 2014-ANKARA

PARALEL İNSANLAR

Paralel devlet, paralel yapı, paralel örgüt gündemde. Oysa paralel insanların olduğu heryerde paralel yapılanmalarda olur. Ötekileştirme algısı, paralel insanları da şekillendirir.

Ortada olan gerçek açık ve net; ya benden yanasın ya karşısın. Ya siyahız ya beyaz!

Bir salıncaktayız sanki. Hiç durmayan ya ötede, ya beride zincirlerinin bağlandığı direk eli aynı hizaya ulaşan, ortalarda yavaşlayamayan bir salıncakta.

Ya kahramanımız var, ya hainimiz.

Ya aşık oluyor, ya nefret ediyoruz. Ya mal mülk, debdebe, tantana, lüks içindeyiz.

Aşk ve nefret, siyah ile beyaz, gece ile gündüz, yaz ile kış arasında salınıp duruyoruz.

Nefretimizin hemen çizgisinde aşkımız duruyor.

Ya aşkımızı abartarak boca ediyoruz olur olmaz orta yere, ya kin kusuyoruz.

Ya düşman var bizim için ya da gözümüzü kapatıp kollarına atılacağımız dost.

Ya karanlıktayız sonsuza kadar, ya da gözlerimiz kamaşıyor aydınlıktan.

Ya donuyoruz ya yanıyoruz. Ara renkler, ara duygular, ara tonlar yok dünyamızda.

Ya kısayız ya uzun.

Kimimiz susmasını bilmiyor, kimimiz ağzını açmaz.

Kimimiz havadan nem kapacak kadar hassaslaştırmış almaçlarını, kimisinin ise kulak zarında katır yükü kadar nasır var.

Renklerden siyah ile beyazımız var. Ara renkleri kovmuşuz memleketten.

Muhteşem kahramanlar yaratıyoruz. Sonra foyası ortaya çıkınca onu nefret odağı yapıyoruz.

Mevsimlerden baharı hiç tanımıyoruz. Ya yazın kavurucu sıcaklığında çöl iklimindeyiz, ya da her şeyimize karlar yağdırıp kışın dondurucu soğuğunda tüketiyoruz kendimizi.

Görüntümüz konusunda da böyleyiz. Ya dev aynasında burnumuzdan kıl aldırmayacak kadar tepelerde pervaz ediyoruz, ya da kompleks, eksiklik, geri kalmışlık şarkısı söylüyor ya da öncekileri suçlamalarla geveliyoruz…

Denge denen kavramdan o kadar uzaktayız ki. Salıncak bizi hep tepelere çıkarıyor, yere yakın, ortaya yakın, mantığa yakın olmaya alışık değiliz. Hatta rahatsız oluyoruz. Reddediyoruz refleks olarak.

Hergün renk değiştirip, Acaba bu şu mudur diye telkinde bulunuyoruz topluma.

Kahramanlık tanımımızla, hainlik kavramı bitişik nizam yükseliyor dimağlarımızda. Hatta bir gecede bile birinden diğerine geçebiliyoruz. Bu şekil bir toplumuz nedense.

Türkiye’nin; dengesi bir tuhaf, dünü anlaşılmaz, bugünü karmaşık, geleceği karanlık mı?

Elbette değil.

Birleştirme yerine ayrışmayı, sevgi yerine nefreti, hoşgörü yerine öfkeyi yansıtanlar; haktan, hukuktan adaletten barışta kardeşlikten birlik ve beraberlikten bahsedemez.

Onlar ki; biz ve onlar diyerek insanları duyguda, düşüncede, inançta, yaşamda ayrıştıranlardır.

Onlar ki; toplumun birliğine, bütünlüğüne kardeşliğine dinamit koyanlardır.

Bölenler böldürenler, hak yiyen hak yedirenler, haksızlık yapan haksızlığa neden olanlar cezasız kalırsa, toplumdaki dengesizlik artar, huzur ve güven kaybolur.

Amaç; karanlık odakları, karanlık kişileri, anladıkları dilden karanlığa gömmek. Peki ama ya karanlık odaklar, karanlık kişiler kendileri ise, içiçe ise kim kimi karanlığa gömebilir ki.

Günün Sözü: İnsanlar arasında ayrıcalıklılar varsa, adalet, huzur ve güven yoktur.

POLİS GÜNÜ KUTLAMA MESAJI


Nurullah AYDIN

10 Nisan 2014-ANKARA

POLİS GÜNÜ KUTLAMA MESAJI

10 Nisan Polis Teşkilatı kuruluşunun 169’uncu yıl dönümü kutlu olsun.

1845 yılında kurulan, 169 yıldır çeşitli isimler altında kurumsal görevini yürüten polis teşkilatı’nın temel hizmet amacı, halkın huzur ve güvenini sağlamaktır.

Polis Teşkilatı; tüm mensupları ile halka hizmet eden bir kamu kuruluşudur.

Diğer kamu kuruluşundan farkı ise, bu hizmetlerini mesai mefhumu gözetmeksizin, yeri geldiğinde canı pahasına, her türlü coğrafi şartlarda eksiksiz ve adil olarak yerine getirmesidir

Ülkede huzur ve güven düzeninin sürekli kılınması için gece gündüz demeden çalışan Polis Teşkilatı; adalet, eşitlik, sabır, hoşgörü ve nezaket çerçevesinde çalışmalarını sürdürmelidir.

Polislik mesleği diğer mesleklerden daha farklı ve fedakarlık gerektiren bir meslektir. Ülkenin her noktasında güvenliği ve huzuru temin etmek ayrı bir sorumluluk gerektirmektedir.

Demokrasinin işlerliği, özgürlüklerin korunması ve adaletin tesisi de ancak istikrar ve huzur ortamının sürdürülmesiyle sağlanabilir.

Polis; vatandaş karşısında tarafsız olmalıdır. Polis yasadışı faaliyetlere karşı, yasaların kendisine verdiği görev alanı içinde taraf olmalıdır.

Polisin tarafı; anayasa, kanunlar, evrensel hukuk ilkeleri, insan hakları sözleşmeleri ilkeleri ve vicdanıdır.

Gücünü halktan ve kanunlardan alan Türk Polisi; görevini her zaman fedakarca yapmış, yapmaya da devam etmektedir.

Emniyet Teşkilatı’nda görev yapan teşkilat mensuplarının Polis Gününü bu duygu ve düşüncelerle kutlar,

şehit olan polislerimizi rahmetle, gazilerimizi saygıyla anar,

görevleri başındaki tüm polislerimize ve değerli ailelerine sağlık, başarı ve mutluluklar dilerim.

Sayın CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA GEÇMİŞ OLSUN MESAJI


Nurullah AYDIN

8 Nisan 2014 ANKARA

GEÇMİŞ OLSUN MESAJI

CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum.

Gergin geçen yerel seçimlerin akabinde yapılan saldırı, ülkemizin huzura, sakinliğe ihtiyaç duyulan bir süreçte olması endişe vericidir.

İçte ve dış odaklarca, ülkemizde ve bölgemizde çatışmacı bir ortam yaratılmak için hertürlü tahrik edici girişimlerin yapıldığı, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin yoğunluk kazandığı, istihbarat ve güvenlik zafiyetinin arttığı, yabancı ajanların, yabancı teröristlerin rahat hareket edebildiği bir ortamda, TBMM çatısı altında yapılan bu çirkin saldırı, kaygı vericidir.

Saldırganı teşvik ve tahrik edenler, saldırıya yardım ve yataklık yapanlar ve azmettirenlerin açığa çıkarılacağını umuyorum.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’lilere, TBMM üyelerine ve Türk Milleti’ne geçmiş olsun.

YALNIZLIK, ARAYIŞ VE SEVGİ


Nurullah AYDIN

7 Nisan 2014-ANKARA

YALNIZLIK, ARAYIŞ VE SEVGİ

Yalnızlık dünyayı doldurmuş mu?

Teknolojik gelişmeler, artan nüfus, büyüyen yerleşim yerleri, dış dünya alanında değişimler ortaya çıkartırken, insan iç dünyasında bocalıyor.

Değer yargıları değişiyor.

Ben ve öteki algısı anlam değiştiriyor.

Nefret, kin, öfke, ötekileştirme, ezme, sömürme, kınama, suçlama, katletme, övünme, böbürlenme, gururlanma, kamplaşma, vicdansızlaşma, kibir, haksızlık, hırsızlık, yalancılık, adaletsizlik, karamsarlık, düşmanlık neden olur?

Kim, neden, niçin bunları teşvik eder, tahrik eder, canlı tutar?

Gelin bir an düşünelim.

Neyiz, kimiz?

Öncemiz neydi, neredeydi?

Sonramız ne olacak, nerede olacak?

Bilelim ki;
Önce kendimiz ve kendimizle bir arada olduklarımız var.

İnsan, doğa, hayvan, bitki.

Hepimiz bir bütünüz.

Kendini,

Diğer yarını,

Kendi ötekini,

Diğerlerini,

Diğer yarını,

Önce anla,

Sonra sev, saygı duy.

Sevmek, bir insanı sevmekle başlar.

Sevmek, bir hayvanı sevmekle başlar.

Sevmek, bir bitkiyi sevmekle başlar.

Sevmek, doğayı sevmekle başlar.

Sevmek, dünyayı sevmek başlar.

Sevmek, evreni sevmekle başlar.

Bu algıyla kurulacak iletişim dili,

Daha güzel mutlu bir dünya inşasının yoludur.

İçinden kalbinin o sızlayan yerlerinden özlenen dünya isteğidir bu.

Bunları bilmek ve uygulamak. Ama kimle, nerede, ne şekilde, ne zaman?

Herşey gerçekte insanın elinde.

Sevelim sevilelim.

Günün Sözü: dogmalara inanan, saplantıları olan insanı eğitmek çok zordur.

AVUKATLAR GÜNÜ MESAJI


Nurullah AYDIN

4 Nisan 2014-ANKARA

AVUKATLAR GÜNÜ MESAJI

Türkiye kaos içinde ama çoğu farkında değil.

Devlet kavramının altüst edilişi,

Ülkenin yeraltı yerüstü kaynaklarının yabancıların eline geçişi,

Zengin yoksul/fakir farkının artması,

Tarafsızlık ve yansızlığın terkedilmesi,

Millet kavramının azınlık radikal dinci zihniyetin inancı düşüncesi imiş gibi yansıtılması,

Hukukun, adaletin katledilmesi.

Ayrımcılığın ve nefret söyleminin egemen hale geldiği, bir dönemde, aydınların hukukçuların görevi, diğer meslek gruplarına göre daha da önem kazanmaktadır.

Halk; derin bir uyku içindedir. Rahat, huzurlu memnun. Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağını düşünememenin keyfini sürüyor. Saadetin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamasını ister. Ama bir gün gelecek, uyandırılacaklar.

Biliyorum; halk okumayı, düşünmeyi sevmiyor. Düşünürse rahatının kaçmasından korkuyor. Mücadeleden ürküyor. Öylesine ürküyor ki; sizin için yapılan mücadelelerle ilgisinin olmadığını, göstermek ihtiyacını duyuyor.

Ülkenin birçok sorunu var. Şer güçler, sayılamayacak kadar çok. Diken üzerinde. Fakat halk dikenli bir yolda ayağını yaralamadan yürümenin, mümkün olmayacağını unutuyor.

Tehlikeyi görünce, korkulu bir rüya görürmüşçesine sırtını dönüyor. Yeni ve eskisinden daha derin bir uykuya dalıyor.

Hiçbir feryat, halkı uyandıramıyor. Tehlikeyi anlamasını temin edemiyor. Yaklaşan düşmanın, ara sıra yumruğunu yiyor; hassas bir yerinize iğne batırılmış gibi şöyle bir sıçrıyor; şaşkın şaşkın bakıyor ve sonra da başını yastığa gömüyor.

Nasıl mı? Türkiye’de, Siyasetin Yargı’yı Kuşatmasından öte; Yargı’nın, Siyaset tarafından teslim alınması ve yapılandırılması gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Yargı dahil olmak üzere, devletin ve toplumun kurumları, köhnemiş çağdışı zihniyete sahip olanların birimi haline dönüştürülmüştür.

Siyasete tabi olan Yargı kimliği sergileniyor. Belli zihniyete sahip kişilerce devlet bünyesinde oluşturulan Yargı’nın dramatik bir örneği ortaya konulmuştur. Yargı, siyaset iç içedir, birbirine şirin görünme yarışı içine girmişlerdir.

Uygulamalarla; yasama, yürütme ve yargı arasındaki danışıklı ilişki, bağımsız ve tarafsız Yargı anlayışıyla bağdaşmayan unsurlar bütün gerçekliğiyle ortaya çıkmaktadır.

Türkiye; kin, nefret ve öfke ile intikam diye sayıklayan, dini istismar eden, adaleti katleden bir kesimle karşı karşıyadır.

Üstünlerin Hukukunu gerçekleştirmenin hazzıyla birbirlerini kutlayanlar artmaktadır. Devlet nüfuzunun kötüye kullanılması suretiyle oluşan böyle bir tablodan demokrasi, insan hakları, kamu hizmeti verimliliği ve toplumsal barışın çıkmayacağı açıktır.

Türkiye, hukuku askıya alan bu ilişkiye mahkûm olmayacaktır. Kendisini kuşatan yapıyı kıracak ve Hukuk Devletini yeniden inşa edecektir.

İnanıyor ve umut ediyorum ki;

Ülke sathında kamu gücünün kötüye kullanılması suretiyle oluşturulmuş çıkar ilişkilerine girmeden ve tenezzül etmeden;

Sivil Toplumun sesi olacaklardır.

Mağdurların hak ve hukukuna sahip çıkacaklardır.

Çevre katliamına karşı çıkacaklardır.

Yaratılan korku ve baskı iklimine karşı haykıracaklardır.

Hukuktan yana, adaletten yana, haktan yana olacaklardır.

Üstünlerin hukukunun temsilcisi olmayacaklardır.

Güçsüzlerin, mazlumların ve mağdurların sesi olacaklardır.

Bu gerçekler ortamında Türk Milleti’nin avukatlarının avukatlar gününü kutlarım.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

İstihbarat Dünyası

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.509 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: